Home Seyahat ve Keşif Çameli’nden Gölhisar’a Karda Doğa Yürüyüşü

Çameli’nden Gölhisar’a Karda Doğa Yürüyüşü

by Sefa MADAN
0 comment 902 views

Her yolculuğun her zaman heyecanla anlatılacak bir hikayesi olmuştur.

M. Cuma

Yolculuğumuz Denizli’nin Çameli ilçesinden Burdur’un Gölhisar ilçesine uzanıyor. Karlar altıdaki yolumuzda zaman zaman 1 metreyi aşan kar üzerinde ilerliyoruz. Yolumuz 15 km olmasına rağmen dinlenme süreleri ve kardaki yavaş ilerleyişimiz ile 5-6 saat sürüyor yürüyüşümüz. Bu yürüyüşte Çameli’li olan biziz ama DOĞADEN yürüyüş grubuna misafir oluyoruz. Gönüllü rehberimiz Abdülmelik Akkan. Hadi yürüyelim…

Gördüğünüz instagram fotoğraflarını yana kaydırabilirsiniz. İnstagram hesabımı takip ederek fotoğraflardan anlık haberdar olabilirsiniz.

Yolculuğumuza Çameli’nde Kınıkyeri Mahallesinden başlıyoruz.

Çameli Kınıkyeri mahallesi Çameli’nin Denizli istikametinden geldiğinizde Çameli’nin ilk mahallesi (Ben köy demeyi tercih ediyorum çünkü büyükşehir yasası buraların adını değiştirse de yaşayış biçimi o benim özlem duyduğum köy yaşamı). Ancak yeni yolun açılması ile artık köye uğrayan da azalmış durumda. Bu güzel köy için eski yoldan gelmeli… Köy merkezinde yola başlamadan önce ihtiyacınızı görecek ekmek fırını, market, kahvehane ve tuvalet bulunuyor. Burada köy merkezinde bulunan kahvehane de sabah çayı eşliğinde sıcak sobanın başında çantamızdakiler ile kahvaltımızı yapıyoruz. Kahvaltıdan sonra köy merkezinden dik bir tırmanış ile yürüyüşümüze başlıyoruz.

Tırmanışımız bizi hem ısıtıyor hemde sonlara doğru daha bitmedi mi dedirtecek kadar zorluyor yolun ilk başında. Ama bu zorlu bir başlangıç olsa da yol daha çok uzun. Dik tırmanışımızı tamamlayınca bir mola veriyoruz, yine yanımızdaki çay ve kahvelerimizi içiyoruz ve çantamızdakileri yiyoruz. Tabi mola boyunca sohbetler ve çokça fotoğraf çekiyoruz.

Düzlükte yürümek biraz önceki tırmanıştan daha kolay, yine hafif iniş çıkışlarımız var. Bir süre sonra Kocagöl veya Kocayayla Gölü diye adlandırılan yere geliyoruz. Tabi Göl ortada yok karlar altında. Bahar Aylarında oluşan geçici bir göl. Buraya bahar ve yaz aylarında çobanlar çıkıyor koyun ve keçilerini otlatmaya.

Yürüyüşümüzün çoğunluğunda yol yok, kendi yolumuzu kendimiz açıyoruz. Kocayayla Gölü’nü geçtikten sonra ağaçlık alana dalıyoruz. Her baktığımız yer kartpostallık. Mükemmel kar manzaraları var. Ağaçlar arasında kıvrıla kıvrıla ilerleyen yolumuz artık yokuş aşağı. Bir süre ilerledikten sonra kayarak orman yoluna iniyoruz.

Buradan sonra tarih ile kucaklaşacağız. Bu arada Denizli ili de geride kaldı. Artık Burdur’dayız. Tarihin dokuları uzaklardan görünmeye başladı. Koskoca antik şehrinin yamaçta kurulu kalıntılarını görüyor gururlanıyoruz ancak bugünkü şehrin tarım arazisi olabilecek ovada kurulu olmasına yine üzülüyoruz.

Şuraya bir parantez açmak istiyorum. (Biz akılsız mıyız?) Neden güzelim sahilleri ve verimli toprakları beton ile örtüyoruz. Bunun izahını yapabilecek biri çıksın anlatsın lütfen. Söyleyecek çok şeyim var ama bu seferlik şu güzel yürüyüşün tadını kaçırmak istemiyorum.

Bir süre daha ilerledikten sonra Kibyra Antik Kenti’ne geliyoruz. Yürüyüş rotamız boyunca bu kente selam verip geçiyoruz. Şu an tarih gezmenin ne sırası ne de zamanı. Hava soğuk ve biz yorgunuz, Kibyra ise ayak üstü uğranacak bir kent değil, çok geniş alana yayılmış zamanında 80.000 kişinin yaşadığı ihtişamlı bir Roma şehri. Şehre ziyaret için söz verip yürüyüşümüze devam ediyoruz.

Yürüyüşümüz Kibyra antik kenti girişinde bizi bekleyen araçlarımıza binmemiz ile sona eriyor. Yemeği hakkettiğimizi düşünerek yerel bir restoranda buluyoruz kendimizi ve sonrasında yine yöresel bir kahve durağında kahvemizi yudumlarken yorgunluğumuzu atıyoruz. Burada çörek otu kahvesi meşhur. Açıkçası ben kahve yerine koyamadım, belki de kahve beklentisi ile içmemek gerek. Benim çörek otu kahvesi damak tadıma pek uymadı ve türk kahvesi içtim. Ancak haksızlıkta etmek istemem birçok kişi bayılarak içti. Sorunun bende olduğunu düşünüyorum.

You may also like

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: